Doğumlar neden sancılı olmalı?

Nasıl başlık ama?
Pekâlâ, başlayalım o vakit tefekkür yürüşümüze.

İnsan bu alemde farkında olmadan hep bir arayış içinde bulur kendini. Bu arayış kendini farkettirene kadar sürüp gider.
Bulmak gerek, içimizdeki benliğimizi. Kimi bundan kaçıyor, kimi farkında bile değil, kimi son şansını da kullanmış, kimi de dünyaya gelmemiş belki de.
Bazısı hafız olmuş, bazısı alim yahut profesör olmuş, kimi çok zengin olmuş, kimi kâinat güzeli olmuş, hâlâ farkında farkında değil neyi aradığının.Yaradılana yaranmak için yaradanın farkında bile değiliz. Bize verilen dertleri külfet olarak görüyoruz, uyarı olarak değil.

Nice alimler, güzeller geldi, nice Karunla yarışır zenginler geçti şu alemden. Adlarını sanlarını bilenler var mıdır? Tapındığınız heykeller, portreler gibi size yararı var mıdır? Öğrendiğiniz sloganlar, özlü sözler gibi heyecanınızı boş yere heba ettiğiniz yıllarınızın hesabını kime sormalı, var mı bileniniz, var mı idrakı muhkem bir babayiğit?

Televizyondaki cenk sahnelerinde galeyana gelip elinde kılıcı ile aile fertlerine korku salanların, mafya dizileri ile yetişen kuru sıkı silahlar ile kuduran (eğlenen); dedesinin duvardaki, babasının kilitli kasasındaki silah ile okul tarayanlar aynı zihniyetin ürünü değil midir? Soralım o halde, o silahlar mazlumu sorumak için mi varlar yahut icat edildi, yoksa mazlumu katletmek için mi?

Ben Urumçi'de, Srebzenitza'da, ben Hocalı'da hülasa yalnız Türkün değil, rengi, ırkı ve dini ne olursa olsun zulmedilen belde de sıradan bir ferd'im. Benim için zalim, hırsız, arsız ve imansız bir Türk'ten ise mazlum, yoksul, edepli biçare mümin bin kat daha yakındır. Zira biz üstünlük yalnızca takvadadır diyen bir sevgilinin kardeşleriyiz. 

 Acaba insanoğlu düğünlerde oynarken tulum, davul-zurna eşliğinde bir anlığına unutmak için mi eğleniyor oralardaki yapılan zulümleri. Tıpkı üniversitede sevdiği kız için içen arkadaşımın, bunu içince onu unutuyorum demesi gibi mi acaba? Yoksa düğünlerde mi bir nevi insanı ser-hoş ediyor. 

İnsan olduğu yerde kalmaya devam ediyorsa; kendini bildi bileli devamlı kıldığı namazını niçin kıldığını bilmiyorsa; Kur'an'ı hifzeden hafız, Kur'an'ın ne anlattığını bilmiyorsa; her yıl yüzlerce kez mukabele yapıp ardından da filanca kişinin dedikodusu yapılıyorsa hemen işte o vakit hakikaten insanoğlu kuyunun derinliklerine merdivenle inmiş su aramak gayesi ile de kuyunun içinden çıkamıyor olmuş. Zira yukarı da susuzluk ve uzunca bir yol var, aşağıda sınırsız su. Bilmiyorla mı ki o kuyu da kalmakla suya doymakla, menzile varamayız. Menzil kimine göre bir şeyh, kimine göre bir aşk, kimine göre sınırsız altın, kimine göre ise Hakk'ın rahmeti. 

Bu Dünya'da benim payıma düşen dilime sahip olmak düştü. Herkes çareler önerdi bu duruma. Beni de buna yönlendirdi. Pek sancılı geçen yıllarda dilim bana şeyh oldu, ben diilime mürid. Hak kelamını okuyunca bülbül olan bu dil, dünya kelamında şaştı kaldı, nefesi kesildi dünya kelamına, içtenliğini yitirdi, ruhunu kaybetti sanki. Aklını eğittiği yıllarda kalbini köreltti, kalbini eğittiği yıllarda aklını mahkûm etti. Allah önce kaybettirdi, arattırdı, buldurdu kendini. Ama aslolan Allah'ı değil kendimizi benliğimizi bulmakmış. Allah'ın bize verdiği derdi, yok etmeye çalışmak değil, o derdi başımızın üzerine koyup gurur duymakmış mesele. Yıllarca şuur sahibi olmayan insanlara nasihat vermeden önce hakkın verdiği nasihatı hayatımıza iliklerine kadar işlemekmiş mesele.
 Bizim boykot ettiğimiz ürünleri kendi ailemiz kendi sevdiklerimiz boykot etmiyor ve gözümüze sokarak tüketiyorsa, o insanın zalimden ne farkı var, var mı bir bileniniz?

İnsanoğlu annesinin rahminden ( Allah'ın bir adı da Rahim'dir.) dünyaya doğar bir beden olarak. Peki ya hakikate ne vakit doğar?  

Şuur sahibi olan ve ümmetin derdiyle dertlenen uyanmışlara selam olmuş, hakkınızı helal ediniz. Ölüme bir dakika, bir saniye veya an daha yaklaştık. Rabbim'den "Girin cennetime" nidasını duymak için ahiretini ihya etmeye kendisi adayanlara selam olsun. 

Volkan YILDIRIM
2.10.26- 03:05
Yusufeli

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Doğumlar neden sancılı olmalı?

Nasıl başlık ama? Pekâlâ, başlayalım o vakit tefekkür yürüşümüze. İnsan bu alemde farkında olmadan hep bir arayış içinde bulur kendini. Bu a...