Doğumlar neden sancılı olmalı?

Nasıl başlık ama?
Pekâlâ, başlayalım o vakit tefekkür yürüşümüze.

İnsan bu alemde farkında olmadan hep bir arayış içinde bulur kendini. Bu arayış kendini farkettirene kadar sürüp gider.
Bulmak gerek, içimizdeki benliğimizi. Kimi bundan kaçıyor, kimi farkında bile değil, kimi son şansını da kullanmış, kimi de dünyaya gelmemiş belki de.
Bazısı hafız olmuş, bazısı alim yahut profesör olmuş, kimi çok zengin olmuş, kimi kâinat güzeli olmuş, hâlâ farkında farkında değil neyi aradığının.Yaradılana yaranmak için yaradanın farkında bile değiliz. Bize verilen dertleri külfet olarak görüyoruz, uyarı olarak değil.

Nice alimler, güzeller geldi, nice Karunla yarışır zenginler geçti şu alemden. Adlarını sanlarını bilenler var mıdır? Tapındığınız heykeller, portreler gibi size yararı var mıdır? Öğrendiğiniz sloganlar, özlü sözler gibi heyecanınızı boş yere heba ettiğiniz yıllarınızın hesabını kime sormalı, var mı bileniniz, var mı idrakı muhkem bir babayiğit?

Televizyondaki cenk sahnelerinde galeyana gelip elinde kılıcı ile aile fertlerine korku salanların, mafya dizileri ile yetişen kuru sıkı silahlar ile kuduran (eğlenen); dedesinin duvardaki, babasının kilitli kasasındaki silah ile okul tarayanlar aynı zihniyetin ürünü değil midir? Soralım o halde, o silahlar mazlumu sorumak için mi varlar yahut icat edildi, yoksa mazlumu katletmek için mi?

Ben Urumçi'de, Srebzenitza'da, ben Hocalı'da hülasa yalnız Türkün değil, rengi, ırkı ve dini ne olursa olsun zulmedilen belde de sıradan bir ferd'im. Benim için zalim, hırsız, arsız ve imansız bir Türk'ten ise mazlum, yoksul, edepli biçare mümin bin kat daha yakındır. Zira biz üstünlük yalnızca takvadadır diyen bir sevgilinin kardeşleriyiz. 

 Acaba insanoğlu düğünlerde oynarken tulum, davul-zurna eşliğinde bir anlığına unutmak için mi eğleniyor oralardaki yapılan zulümleri. Tıpkı üniversitede sevdiği kız için içen arkadaşımın, bunu içince onu unutuyorum demesi gibi mi acaba? Yoksa düğünlerde mi bir nevi insanı ser-hoş ediyor. 

İnsan olduğu yerde kalmaya devam ediyorsa; kendini bildi bileli devamlı kıldığı namazını niçin kıldığını bilmiyorsa; Kur'an'ı hifzeden hafız, Kur'an'ın ne anlattığını bilmiyorsa; her yıl yüzlerce kez mukabele yapıp ardından da filanca kişinin dedikodusu yapılıyorsa hemen işte o vakit hakikaten insanoğlu kuyunun derinliklerine merdivenle inmiş su aramak gayesi ile de kuyunun içinden çıkamıyor olmuş. Zira yukarı da susuzluk ve uzunca bir yol var, aşağıda sınırsız su. Bilmiyorla mı ki o kuyu da kalmakla suya doymakla, menzile varamayız. Menzil kimine göre bir şeyh, kimine göre bir aşk, kimine göre sınırsız altın, kimine göre ise Hakk'ın rahmeti. 

Bu Dünya'da benim payıma düşen dilime sahip olmak düştü. Herkes çareler önerdi bu duruma. Beni de buna yönlendirdi. Pek sancılı geçen yıllarda dilim bana şeyh oldu, ben diilime mürid. Hak kelamını okuyunca bülbül olan bu dil, dünya kelamında şaştı kaldı, nefesi kesildi dünya kelamına, içtenliğini yitirdi, ruhunu kaybetti sanki. Aklını eğittiği yıllarda kalbini köreltti, kalbini eğittiği yıllarda aklını mahkûm etti. Allah önce kaybettirdi, arattırdı, buldurdu kendini. Ama aslolan Allah'ı değil kendimizi benliğimizi bulmakmış. Allah'ın bize verdiği derdi, yok etmeye çalışmak değil, o derdi başımızın üzerine koyup gurur duymakmış mesele. Yıllarca şuur sahibi olmayan insanlara nasihat vermeden önce hakkın verdiği nasihatı hayatımıza iliklerine kadar işlemekmiş mesele.
 Bizim boykot ettiğimiz ürünleri kendi ailemiz kendi sevdiklerimiz boykot etmiyor ve gözümüze sokarak tüketiyorsa, o insanın zalimden ne farkı var, var mı bir bileniniz?

İnsanoğlu annesinin rahminden ( Allah'ın bir adı da Rahim'dir.) dünyaya doğar bir beden olarak. Peki ya hakikate ne vakit doğar?  

Şuur sahibi olan ve ümmetin derdiyle dertlenen uyanmışlara selam olmuş, hakkınızı helal ediniz. Ölüme bir dakika, bir saniye veya an daha yaklaştık. Rabbim'den "Girin cennetime" nidasını duymak için ahiretini ihya etmeye kendisi adayanlara selam olsun. 

Volkan YILDIRIM
2.10.26- 03:05
Yusufeli

Tesadüfler ormanından tevafuk zirvesine bir yol

Drama dersine hoşgeldiniz.
Hayal edin, bir ormanın içinde bir arayıştasınız, belki bir mantar belki de bir çam sakızı.
Bir anda gözleriniz kararıyor, hafızanız allak bullak oluyor ve geldiniğiniz yolu unutuyorsunuz.

Ne yapmalı peki? 
Kime sığınmalı, kimden medet ummalı?
Müritlerin uçurduğu; şeyhler, pirler, erenlerden mi?
Benden sana öte alemde fayda olmaz kızım Fatıma, diyen Muhammed A.S'dan mı?
Yoksa bizleri yoktan var eden Allah'tan mı?

Doğruyu buldun o anda ve Rabbinden yardım istedin. Önüne bir işaret mi çıkaracak, bir melek mi indirecek yahut sana kanat mı takacak? Tabi ki hayır, zira "İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır." uyarısında bulunanda Allah azze değil midir? Şunu da bilmek gerekir ki nasip müyesserdir. Nasip, zorlama ile olmaz bekleme ile olur. Sabredenler müjedelenmiştir, arzusunu zorla gerçektirmek isteyenler değil. Ne güzel demiş veli kullar, arzu ettiğin bir şey olmuyorsa ya senin için hayırlı değildir, ya zamanı değildir yada daha da iyisi olacağı içindir. 

Gelelim ormandaki gerçek arzumuza yani ormana geliş amacımıza. Gayemiz mantar toplamaktı, ama karşılaştığımız şeyler bize yönümüzü kaybettirdi, yolumuzu yitirdik hafızamızdan. Allah'a sığınanlar tevekkül ile sabır ile yolunu ararken, diğerleri kime sığınıp umut bekleyecek? 
Gaye elimiz boş bir şekilde kaybolduğumuz ormandan kurtulmak mı, yoksa istediğimizi elde edip yokuşu tırmanarak tevekkül zirvesine çıkıp varacağımız yeri görüp istikameti belirleyip o istikamette ne yaptığımızı bilerek ilerleyip evimize varmak mı? 

Hasılıkelam Allah sevdiklerine yokuşu tırmandırır, yokuşu tırmanmanın gayesi yormak değil çabamızı görmemizi istememizdir. Bu dünya bir ormandır, başımıza gelen her musibetten dersler çıkarmaya çalışmak gerek, yoksa aynı musibetteler tekrar tekrar başa gelir. Belirsizlikte de hayır vardır, beklemekte de. Ez cümle etmek gerekse, "olanda hayır vardır." Vesselam ..


Volkan YILDIRIM
01.10.2026-16:50
Yusufeli

Fatih olmak mı Fatihler yetiştirmek mi daha muteber?

 Bugünlerde en başarılı Türk kimdir sorusu hep aklımda. Peki biz nasıl o listeye kendimizi ekleyebiliriz, o da ayrı bir muamma. Elbette bir çok isim sayılabilir Türk olarak, ancak Fatih'in verdiği mücadele bambaşkadır elbette. 

Kolay Fatih olunmuyor, kolay Yavuz olunmuyor, Kolay Sultan Hamid olunmuyor. Büyük Selçuklu yok oluş çölünde iken dirilmesi elbette kolay olmadı. Ertuğrul Gazi, Haçlıların sınırında devamlı tehdit altında olmasaydı bu kadar uzun sürecek bir imparatorluk kurabilir miydi? Timur gibi kısa süreli fırtına, Cengiz gibi tsunami olmadan gönülleri fethederek muntazam bir medeniyet inşa etmek kolay olmayacaktı elbette.

Ve bugün bizler, gafletin en ücra köşesine sinmiş, ha bire bir şeyler istemekte ha bire daha çok akçe isterük diyen devşirme ve isyankâr yeniçerilerden ne farkımız var? Hakikaten, "Gafil ne bilir?".

Refah seviyemiz artıkça, ahlak seviyemiz neden azalır ki? İnsanın bedeni büyüdükçe ve yaş aldıkça, neden ruhu zayıflar ki? Nedir bunun ilacı? 

Tarih şuuru neden önemli, tarihi karakterlerin psikolojileri ve verdikleri mücadele neden önemli, var mı daha anlamayan?

Kendini ve çekirdek aileni kurtarmak mı, dünya sıkıntılarından yahut ahiret sıkıntılarından; yoksa bütün masumları, yüreği ve kalbi temiz kalpleri ailenin bir ferdi görerek, hepsinin kurtuluşu için kendini feda etmek mi? İşte bunu başaranlar Fatih oluyor. Düşünün ki, kardeşlerini milyonlarca insan için feda ediyor. Peki hangimiz yapabiliriz?

Hiç birimiz bu kadar fedakâr olamayız. Bugün elbette bir Fatih olamayız. Ancak Fatih olmaya aday insanlar yetiştirebiliriz. Hz.Muhammed gibi güzel ahlaklı nesiller yetiştirebiliriz. Kiminin bahtına Fatih olmak düşer en ağır imtihanlar karşılar onu, kiminin bahtına Akşemsettin olmak düşer, Fatihler yetiştirir. 

Evet bugün, bu düşüncelerin sahibi olan ben. Ben olmak için ne mücadeleler verdim. Konuşmak için, kendini yaratılanlara biçarelere ifade edebilmek için ne mücadeleler verdim, en iyi Rabbim bilir. Çünkü bunlar onun armağanıdır. 

Peki ya kekeme olmasaydım, etrafımdakiler gibi konuşan birisi olsaydım, etrafımdaki insanlar gibi olmaz mıydım? Hanımlar ile bu denli mesafeli olabilir miydim? Makine Mühendisi olabilir miydim? Ya da bu ahlaka sahip olabilir miydim? Tövbe kapılarında dilenen birisi olur muydum acaba yine? 

Hak Teala, muhakkak hakkımızda en hayırlı olanı bilendir, verendir.
Onun verdiklerine de vermediklerine de Elhamdülillah !!


Volkan YILDIRIM
Yusufeli-16.06.26(01:10)
Yusufeli

Gayeden maksat?

Önce Devlet mi yoksa Millet mi?
Peki biz bunun neresindeyiz?
Sıradan olmak mı, yoksa sıradışı olmak mı? 
Kozanın ya da yumurtanın içinde güvenli alanda yeniden doğmayı sağlayan dış müdahaleyi beklemek mi yoksa yumurtayı kırmak için kozayi açmak için öz mücadele mi?
Allah rızası mı daha önce gelir, ana baba rızası mı?
Bütün dünya zevklerini tatmak mı yoksa tek bir zevki tadıp ondan vazgeçememek mi?

Sünnet üzre yaşamak

 


Allah azze ve Celle hayırlısını isteyen kullarına; şüphesiz en doğruyu, en güzeli ve en iyiyi hayırlı kılmamış mıdır? En doğru, en güzel, en özel ömür sermayesi; en sevgilinin ahlakını örnek alarak yaşamak değil midir? Nedir bu beklenti uçurumlarındaki ahenkli kaleler? Aşmak gerek, ulaşmak gerek  günümüzün Haşhaşi Kalesini küle çevirmek gerek. Oymak yerek zeminini, fethin erlerinin oyması gibi. Çökertmek gerek, insanoğlunun beklenti burçlarını. Kılıçtan geçirmek gerek, Allah'tan gayrısına bağlanılan umutları.  

Tevekküle kapı aralamak değil midir şu ayet ? 
Sizin için neyin hayır neyin şer olduğunu en iyi biz biliriz siz bilemezsiniz.
Evet hayırlısını,en hayırlısını istiyoruz. Ama onu idrak edecek irade, şuur da istemeliyiz. Hayırlısını afiyetiyle, ağız tadıyla istemeliyiz, öyle değil mi?

İnsan, en saadetli ömrü, en mutlu peygamberin hayatını esas alarak yaşamalı. Hatice'sini bulmalı, yükü onunla omuzlamalı. Hatice'si olgun, Hatice'si anlayış sahibi, Hatice'si zeki olmalı. Ehl-i takva sahibi olmalı. Dünya nimetlerinden arınmış, ahiret hayatının lezzetini birlikte tatmak için iki cihan saadeti için yarışa girmeli dünkü kendi ile.

Dünya nedir azizim?
Dünya da sonsuz olsun malın. Ucu bucağı olmasın hizmetçilerinin. Altınların sığmasın odalara. Herkes hep bir ağızdan sana minnet duysun. En büyük sen ol, firavun misali. Doyar mı insan? Hakkın aşkının lezzetini bilmeyen doyduğunu sanır. İçimizdeki deli taylar şaha kalkar, tüm yeryüzünde baş eğdirmedik kimse bırakmasak, her yer bizim toprağımız olsa, yer yüzünde bir rakibimiz kalmasa, doyar mı insan?
En güzel nimetler senin olsun, en güzel kadınlar senin olsun, en güzel saraylar senin olsun, doyar mı insan?

İnsan, açlık üzerine yaratılmış bir varlık. 
Aman görmesin şol kısa ömründe darlık.

Analar, ben görmedim, kızım görsün der. Babalar, kızımdır canımın içidir, üzülmesin istediğini yapsın giysin, gezsin der. 
Analar, benim oğlum erkektir yapacak tabi der. Babalar, böbürlene böbürlene kim bilir büyüyünce kaç kızın canını yakacak der.
İslam fıtratı üzere doğan çocuk, ailesinin telkinleriyle bambaşka bir hale bürünüyor. Aileler serbert bıraktıkça iblis ellerini ovuşturuyor. Aileler, şeytanlara alın istediğiniz gibi işleyin üzmeye kıyamadığım canparemin nefsini diye ulak çıkartıyor dört bir yana. 

Volkan YILDIRIM- 11.04.2025 ( YUSUFELİ)

Aşk ile Diyelim


Vardır, yüreğe dokunan bazı anlar,
Gâhı güzel, gâhı çirkin zamanlar.
Aradı onca vakit Hakkı Âdem,
Neden ararsın, bulamadın mâdem.(Der şeytan)

Gayrı şu aleme Âdem olmaya geldik adem olduk,
Hardan çıktık, Allah Allah nidalarıyla dolduk,
Ermek için aşk lezzetine, gönül izzetine,
Pirler evliyalar erenler ocağında kavrulduk.(Der insan)


Hasbihal

 Önceden yoktun, sonran da yok olacak, bu dünyadan. Bunca hengamenin, bunca çabanın sonucu hiç olmamalı. İnsan bir hiç için emek harcamamalı. Bundan bin yıllar önceki bilim insanlarının değeri, bugün ne yazık ki kayda değer bile görülmüyor. Bugünkü nobel alan bilim adamları da yüzyıllar sonra ne değeri olacak ki? Evet belki bazıları etkilenecek bazıları idol olarak alacak, ancak kendi hayatını kendi ömrünü kendisi yönetemiyorken bu mümkün olabilir mi? Dünya'nın düz veya yuvarlak olmasının, bana ne faydası var ki? Dünya'nın en zengini o veya bu, kabirdeki beni ne ilgilendirir ki? 

Dünya, tek bir elden yönetilecekmiş. Tüm siyasi yapılanmaların, tüm savaşların sebebi buna zemin hazırlamak olabilirmiş. Peki ha ben o düzenin bir parçası olmuşum ha olmamışım, iki türlü de köle olmayacak mıyım? Kendi ideallerime uygun yöneticimi kendim seçemeyeceksem, beni huzur veren mutluluk veren şeyleri yapamayacaksam ne diye bir parçası olayım veya olmayayım. 

Bugün, gündelik hayatta eğer devamlı olarak aynı işlerle, aynı insan halleriyle, aynı meşgalelerle uğraşıyorsam ve hayatım monotonlaşmış ise keyif bunun neresinde. 

Hayatta ne kadar çok elek veya süzgeç var. Bir yere girmek için mutlaka o elekten geçmek gerekiyor. Ha demişsin elek, ha demişsin hayat imtihanı. Atalarımızından miras zerre kadar sıvı, analarımızın himayesinde vücut buluyor. sonra başka atalarımız meydana geliyor. İnsanlığa kendi penceremizden baktığımızda bu dünyaya gelmiş olmak bile mükemmel bir olasılık problemi değil de nedir? Ayrıca bu olasılık yani kendimiz vefat ettiğimizde, insanlar sırf üzülmemek için bizi hatırlamak istemeyek ya evet ya elbiselerimizi başkalarına verecek ya da yakacak. Peki ya bedenimiz, ya kül olacak ya suda balıklara yem olacak ya bir bombada atomlarına ayrılacak ya bir nükleer bomba ile zerrelerinin zerrelerine ayrılacak ya da toprak olacak. Sonuç olarak yüzyıl demiyorum, bir an sonra ne olacağımızı da bilmiyoruz. Tek bildiğimiz şey var, her an bu dünya bize veda edebilir. Milli bir futbolcusunuz, ülkeniz dünya kupasında çok önemli bir maça çıkıyor. Ve yüksek ateşi olan siz ilk onbirdesiniz. Hayatınızın en önemli maçı,telafisi olamayan bir maç sizin için. Sizin karakteriniz tamda burada ortaya çıkıyor. Ya benim ateşim var deyip hiç o maça çıkmazsınız, ya maça çıkar maçı idare etmeye çalışırsınız, ya maça çıkar hatasız oynamaya çalışırsınız, ya da maça çıkar elinden gelenden fazlasını verirsin. Takım olarak kaybetsen de verdiğin mücadele ile kazanan sen olursun..

Hey sen, unutma bu alemde sen hiçsin, kibrin kıyısında dolaştıkça,
Bak sen, istersen bu alemde sen varsın, Hakkın diyarından dolaştıkça.

Kariyer seçimini, iş hayatını ömrünün neye göre yaparsan yap, eğer sonu Allah'ın rahmetini kazanmak gayesine erişmiyorsa beyhudedir. Ha bu yoldan gitmişsin çok zengin olmuşsun, insanların takdirini saygısını sevgisini kazanmışsın, ha gitmişsin mütevazı bir hayat yaşamışsın kimsenin umurunda olmamışsın, sonu Allah olmayan yolu ben neyleyim. 


Volkan YILDIRIM-11.03.2025(03:06-Yusufeli)

Beklenti Köprüsünün Biçareleri

 -Yürüyoruz yine bir sabah güneşi eşliğinde gâh orman gâh dere tepe. Çok yorulduk be öncü dinlenelim     mi ne dersin? Gözlerin vakit yok der gibi ateş saçar, yüreğin affeyle beni delikanlı vakit dar diye kan ağlar. Aah yine beklentiler deresindeki tevekkül köprüsünü sel almış. Ne yapmak gerek imdi öncü? Bu selden karşıya imkanı yok geçemeyiz, gel dönelim gerisin geri he öncü? Ne yani Nuh peygamber değil mi diyorsun? Peki bir umar söyle, çare bul hele bu meramımıza. Hey hey o ağaç yaş halen, kurusunu kessen olmaz mı? Bak hem o ağaç yaş olduğu için eğilir. Bilmiyor olamazsın, onunda bir canının olduğunu. Yok yok, bu bülbüllere dut yemeyi ikrah ettirmek lazım. Neme lazım, bülbül kasidesini meşk ederken ishal edip gökten yağan sulu bülbül gübresine konak oluruz. Anlaşıldı, dil belası kitabının etkisinde kalmışsın sen. Ya insan bir gık demez mi Allah aşkına, hakikaten de döndürdün beni şaşkına.

-Bbbeklentiler insanı kötü yollara götürür kakarındaşım. Mmisal biz birisinin severiz, bekleriz ki o da bizi  sevsin. Bizim sevdiğimiz başkasını sever, bekler ki başkası da onu sevsin. Hep bekleriz, hep beklerler. Bilmezler ki Türk beklenendir. Bizim damarlarımızda var bu bir kere. Yahu kim bulaştırdı, bize bu beklenti mikrobunu. Acaba bu da manevi bir pandemi olmasın. Ülkeler bile kendi çıkarları için başka ülkelerden nice olmaz şeyler istiyor. Yoksa seni mahvederim haa diyor. Bakmışsın sonra hoop bir darbe ve ülke en az yirmi yıl geriye gitmiş. 

-Allah'ın da insandan beklediği şeyler ama. O niye kötülüğünü istesin ki insanın. Mesela suçsuz günahsız  insanlar neden işkence görüyorken sabiler, çocuklar taciz edilirken neden Allah mâni olmuyor. Kendi   yarattığı kullarını sevmemiş olamaz ki. Bir çok şeyi idrak edemiyorum ki. Acaba sığ mı düşünüyorum,   yoksa düşüncelerim kaliteli  mi değil ? Derin düşüncelere dalmak, korkutuyor beni. Hele iblisvari çok şey bilmeye çalışmak daha çok ürkütüyor. Sen yoruldun bir kaç dal da ben keseyim, ver hele nacağı bakalım. 

-Sssen dalları keserken, bende bu dalları birbirine bağlacak birşeyler bulayım. Bbbu dünya bir     kervansaraya benzer. Geldiğin yoldan ziyade gideceğin yer önemli. İstikametini bulan insan, kendini de hayatının gayesini de bulur, elbet mezarına bir Fatiha okuyanı da olur. Ölmeden önce ölmek gerekir, mahşer meydanında hesaba çekilmeden evvel dünyada kendimizi hesaba çekmek akıl kârıdır evvela. Unutmayasın ki, iyi insanın mahkemesi kendi vicdanıdır. Vicdanına ağır gelen şeyler, hatalıdır yalnıştır. O bebelere merhamet beslemen de senin vicdanını sızlatırsa bil ki sende iyiler yolununu yolcusu olmaya adaysın gayrı. Hele bir de sana zararı dokunan birisi için güzel temennide bulunuyorsan hayır duası ediyorsan, gönül yuvanda kelebekler de dahi inşaata katılmak için sıraya girmiş kalbini pırpır ettirmek   için kılık değiştiren Nasuh efendinin kadınlar hamamındaki tövbesi gibi samimi tövbeni bekliyorlar. 

- Ne yani çok bilgi sahibi olmak, insanı kibire mi gebe bırakıyor? Bilgili insan, çevresindeki insanlardan ilgi ve hürmet bekler. Binaenaleyn alim insan kibirli hülyalarında bu insanları hakir görmeyi murad eder.  Yani ilimden maksat, Allah'ın rızasını mı kazanmaktır?

  

Yol istikamet neresi, bileniniz çözeniniz var mı?

 Herkes kendinde var olan yetenekleri göstermek ister. Bu sıfatı da Cenab-ı Allah'ın insanoğluna bir lütfu olarak düşünebiliriz. Lakin şunu da düşünmekten kendimizi alamayız. Acaba Allah'ın bizleri ve alemi yaratmasında ki gaye yeteneklerini bize yarattıığı kullarına göstermek istemesi midir?

Tarihte ismi bilinen önemli şahsiyetlere bakalım bir de. Fatih Sultan Mehmet Han, kendi yolunu kendi çizdi; kimsenin hesaplayamadığı problemleri, çizemediği teknik çizimleri yani hiçkimsenin başaramadığı birçok şeyleri başararak o yaşta o tecrübesizlikle ama o vazgeçmeyen irade ile kimsenin başaramadığını başardı. Bu başarı bugün dahi islam toprağı olarak ayakta durmaya devam ediyor.

Nikola Tesla'nın alternatif akımı ve daha nice buluşlara imza atması hiç şüphesiz onun da sıradan biri yapmadı. Çünkü o da kendi yolunu çizmeyi başardı. Edison'un altından körelen bir olmaktansa dünyaya ismini duyuran bir dahi oluverdi.

İmam Gazali'nin o meşhur dönüm noktası;

“İmam Gazali talebeliğe henüz başladığında memleketinin dışında ilim öğrenmeye gider. Dönüşte kafilesinin önünü eşkıyalar keser. O sırada Gazali’nin de heybesindeki tek şey olan ders notlarını alırlar. Gazali buna çok üzülür ve reisin yanına giderek ‘Aldığınız hep sizin olsun ama Allah rızası için notlarımı bana verin. Yıllardır onlara emek verdim, sizin işinize yaramaz.’ der. Eşkıya reisi hem gülerek, hem alay ederek şöyle cevap verir:

‘Sen elinden kâğıtların alınınca cahil kalıyorsun. Böyle bilgi mi olur?"

Gazali bu olaydan sonra ilme bambaşka bir gözle bakar, her yeni bilgiyi aklına geçirir. Akıldan da sadra geçirir. Gazali kendine bambaşka bir yol çizer. O yolda ilk kez kendisi yürür. Yol Gazali yolu olur.

Birçok kişiler örnek verilebilir. Yahut bunlar benzerlikten ileri gitmeyeceği için fazla sözle akılları daha fazla meşgul etmelim. Asıl gelmemiz gereken konuyu yani bugünü anlatalım. Ezbere dayalı ve herkese aynı eğitimi layık gören sistemin artık okulların kara listesinde yerini alma vakti çoktan gelmedi mi? Artık öyle bir çağdayız ki, her türlü bilgi artık cebimizde. Sadece onu alıp işleyip uygulamaya geçmek gerekiyor. İşin özü şu ki artık gençlere bilgi vermeyi bırakalım. Uygulamaya geçsinler. Bir şeyleri üreterek öğrensinler. Şu anda Güney Kore, Japonya ve Çin gibi ülkeler bu konuda çok ileri de. Misal beğenmediğimiz Bharat yani Hindistan, sanayi de basit yollarla mükemmel işler çıkarıyor. Bakın Finlandiya gibi Avrupa ülkeleri çocukları bahçelerde eğitiyor.

Ve biz Türkiye halen daha eğitim beton binalar içinde daha güvenli ve konforlu olduğunu düşünüyoruz. Özel kreş ve anaokullarına uygulama yapıyorlar diye bayılıyoruz ve bunu yapanlara çok daha fazla ödeme yapıyoruz. Gayemiz çocuklarımızı okullara aşık etmek olmalı. Bilgiyi kendileri kazanmalı. Çözümleri kendileri üretmeli. Konuya bir misal ile noktayı koyalım: İki tane ikinci sınıf öğrencisi düşünelim. Birisi babası ile beraber her zaman pazarcılık yapıyor, hesap işleri ile de ister istemez alakadar oluyor. Diğer öğrenci ise sadece okulda öğreniyor ve evde ödevini yaparak matematiği öğrenmeye çalışıyor. Arada ki fark şu birisi matematik nedir yeni öğrenirken, diğeri yani pazarcı olan matematiğin ne güzel bir şey olduğunu çoktan öğrenmiş oluyor. Aradaki düşünce seviyesini varın siz düşünün.

Bu üniversitelerde de aynı ne yazık ki. Mesleğin içinden gelenler ile mesleğe yeni atılacak olanlar arasındaki kavram anlayışı farkı çok üst seviyededir. Bir müteahhitin inşaat mühendisliği okuması ile yıllarca okul okuyan kişinin inşaat mühendisliği okurken derslerde ki terimleri anlama kabiliyetleri aynı değildir elbete.

İnsan ne olursa olsun kendini heyecanlandıran işi yapmalı, onu yaparken çok keyif almalı ve hatta o iş rüyalarına dahi girmeli, o işi yaparken zaman su gibi akıp geçmeli. Ancak bu şekilde keyif alırsın ve fark yarabilirsin. Yapmak zorunda olduğun şeyi yapmak ise seni o işin kölesi yapar. Evet belki de çok yüksek maaşlar kazanabilirsin ve ülken için güzel işlere imza atabilirsin. Ama içindeki ukde ile ölmek istemezsin.

Kendi egonu tatmin ederek, devamlı konfor alanında kalarak, memur hayatı yaşarak bir yol çizemezsin. Sabah erkenden işe gitmek için evden çık, akşam eve geç gel. Bunu haftanın 6 günü tekrarla. Bu şekilde geçimini sağlamaya çalış.
Hayır hayır, unutma ki insanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır. Bencil olmak, sadece kendine odaklanmak iblisin ahlakıdır. Mümin ahlakı ise komşusunun derdiyle dertlenmektir. Sen sadece kendin için yoksun. Sen koskoca ümmet için varsın. Önce var ol, ki yok olmaktan korkmayasın. Kendine ait bir yol çiz, hiç kimsenin çizmediği bir yol çiz ki senin de adın yaşasın. Lakin, isimsiz olarak var olmak, fikirle var olmak daha evladır.

 Gaye sadece ve sadece Allah'ın rızasını kazanmaktır.

Birlik ve Beraberlik Hakikatin Işığıdır

Bu düşünce sünni ve şii ayrılığı halifelik tartışmaları üzerinde muhakeme ederken gelişti. Şiilerin üzerinde durduğu konulardan birisi olan Sav. Efendimiz Gadir-i Rum mevkisinde Hazreti Ali için Allah'a niyaz ettiği bir söz var. Bu söz, kimilerine göre Resulüllahın Hz.Ali'yi kendinden sonra gelecek olan halife olmasını işaret ettiğine işarettir, kimilerine göre göre Allah'tan Hz. Ali için mağfirettir. Diğer bir hadisede Hz. Ebu Bekir ve Hz.Ömer'in Resulüllah'ın vefatının ardından toplanan Şura ile halife şeçimi işleriyle alakadar olurken Hz. Ali'yi de naaş işlerine yönlendirmesi olayıdır.

Olaya kim haklı kim haksız penceresinden bakarsak, bu meshep kavgaları kıyamete değin sürer. Lakin, peygamberlerde, halifeler, ensar, muhacir, mü'min ve müslümanlar imtihan edilmiştir ve bunun akabinde de ahirette mahkeme edilecektir. Olaylara kim haklı kim haksız diye bakarsak, kazancımız olmaz, bilakis karşı tarafı kaybederiz. Burada bakılması gereken şey, Allah'ın biz kullardan ne istediğidir. Aslında o olaylarında orada kullar için birer imtihan olduğunu unutmamak gerek. Cemel Vakası'nın Hz.Ali ile Hz. Ali'nin imtihanı olduğu unutulmamalıdır. Keza yine Muaviye ve Yezid'in tutumları karşısında verilen ya da verilmeyen tepkiler de birer imtihan vesilesidir.

Bir beldede iki zıt parti seçime girer. E partisi galip gelir, J Partisi kaybeder. Iki partinin de taraftarı çok ateşlidir. İki tarafta kendi menfaatlerini gözetmekte ve işinin ehli insanları almak yerine güvenebileceğimiz adamları yanımıza yönetimimize almalıyız diyorlar. Seçimi kaybeden partinin gönüllüleri kazanan reisi ha bire eleştiriyor, kötülüyor ve önüne hep engeller çıkarıyor. Kazanan reiste bin pişman oluyor. O ilçe yıl boyunca idare ediliyor bir şekilde. Lakin iki parti bir araya gelse ortak kararlar alsa beldenin gelişimi için daha doğru değil tek doğru olmaz mı? İki partide güçlerini birleştirse daha doğru olmaz mı? Unutmayalım ki Hz. Pygamberimiz Kabe'nin anahtarlarını bir gayrimüslime teslim etmişti. Hasılıkelam, fikirler ne kadar zıt olsa da insanlar mutlaka ortak bir paydada buluşabilmelir ki tam olabilsin.


Doğumlar neden sancılı olmalı?

Nasıl başlık ama? Pekâlâ, başlayalım o vakit tefekkür yürüşümüze. İnsan bu alemde farkında olmadan hep bir arayış içinde bulur kendini. Bu a...